Bu gece aşkın sırrına kalem basıyorum. Kapatıp gözlerimin parantezini, dikkat tabelası asıyorum sözlerimin ünlemine. Ustabaşı hüznüme, üstü başı yırtık çırak oldu ellerim… Ellerime dokundu yüreğimdeki kederim… Cümlelerim teker teker nedamet oldu sensiz güncelerimde… Hiç ihanet etmedim yalnızlığıma, hiç vefasızlık etmedi yalnızlığım bana… Gururumun ölüm döşeğini sererken ayaklarına, suni teneffüsler yapardım umuduma… Yine kaybeden olurdum, yine kaybolan intihar boşluklarında…
Ben unutulmaz bir AŞK dilemiştim, kala kala bir kitap kaldı geriye, onun da konusu ayrılık. Yok güzelim… yazının devamı »
kapında bir şair/
bildigin sehirde degilim artık
kendime yeni bir gurbet buldum
bir yanımda ask bir yanımda yalnızlık
yabancı kaldırımlarda sabahlıyorum…
bu sehirde geceler pusludur biraz
bu sehirde ayrılıktan baska birsey yok..
gece oldu mu yagmur baslar hemen
günesli sabahlar desen bir var bir yok…
Okuyor musun? Önce uzunluğuna baktın dimi yazının. Ne anlamlar çıkarmam lazım acaba!’ diye düşünürken, şimdi oku baştasın. Çıkarma hiçbir anlam. Olanı, olduğu gibi gör. Görebildiğin kadar çünkü HERŞEY. Çıkarma hiçbir anlam. Nasılsa geri dönüşüm kutusuna yollamadık mı biz tüm anlamlarımızı. Şimdiden yazayım bunları. Oku, işin varsa bile sonra oku. Ki gitmiş olurum belki, hala olduğumu sandığın buralarda… Ya da okuma bile, istemezsen, bu sen kokan satırları… Ama benim hala senden başka, her şeyi paylaşmak istediğim kimseM yok…….. Ben artık gidiyorum…. Gidiyorum. Farkındasın değil mi? Tamam, ‘gitmek’ bir şey değil belki. Sonuçta nedir ki; gidersin ve gelirsin, gidersin ve dönersin… Hep bu tercihler dimi? Ama benim gidişimin sonunda tercih yok. Ardından adımlayan umut kelimesi de… Gidiyorum. İkinci bir emre kadar, tek kişilik olarak kurulmaya mahkûm hayallerimle. Gidiyorum ya, hala yok senden başka kimseM olmasını istediğim kimse. Ve biliyorsun ki, çok seviyorum seni. Bilmediğin, nasıl sevdiğimdir, seni. Benim de bilmediklerim var. Bildiğin gibi. Mesela neden gittiğin… Diz çöksem, yalvarmak olurdu adı, yaptığımın, sen giderken ve gittikten sonra. Her şey olabilir, gitmene sebep. Her şey. Buna rağmen, bunca HER ŞEY’E rağmen yaptım o adı, diz çöksem yalvarmak olacak olan her neyseyi.
—Sana gelmem için, aslında senin bana yapman gereken herneyseyi.- Ama gelmedin. Mesela neden gelmediğini de bilmiyorum. Sevdiğini biliyorum. Nasıl sevdiğini bilmiyorum mesela. Özlüyorum seni. Çok özlüyorum. Çok özlüyorum. Çok özlüyorum. Ama nasıl diner bu özlem, bunu bilmiyorum mesela. Zaman? Geçer mi ki zaman? Mesela bunu da bilmiyorum. Nasıllığını düşünmek bile istemiyorum…. ………. Gidiyorum. Sana yazamadığım şiirlerin ağırlığı var üzerimde. Bana hep yaz derdin ya bak yazıyorum şuan işte.. Şimdi ben gidiyorum ya; hiçbir şey olmayacak bugünkü gibi. Nasıl ki kalmadıysa eski, olduğu gibi, olduğu haliyle… Bana en çok dokunan bu. En çok ağırıma giden bu. Ben gideceğim ve ‘bugün’ de eskiyecek. Hani ‘ayrıyız’ ama seviyoruz ya birbirimizi, hani yol boyu dönemeç olmamasına rağmen söylüyoruz ya sevgimizi, hani keskin bir koruma güdüsü var ya birbirimizi dünyadaki tüm kötülüklerden, hani söylenmemiş aitliklerin altında büyüttüğümüz bal gibi sahiplenmelerimiz var ya var edilmişliğimizi… … hani, hani ‘dahil ya ayrılık sevdaya’… yazının devamı »







