O`nu hatırladıkta başı göğe ermişçesine ya da asansör boÅŸluÄŸuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreÄŸiniz…
ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neÅŸeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz…
ve her konduÄŸunuzda diÄŸerini iple çekiyorsanız bu hislerin…
O`nunlayken pervaneleÅŸen yelkovanlar, O`nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine, bir akrep kadar hain…
sınıfta, büroda, yolda, yatakta içiniz içinize sığmıyor, O`ndan söz edilince yüzünüz, sizden habersiz, mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor, mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa,
ve O, her durduÄŸunuz yerde duruyor,
her baktığınız yerden size bakıyor, siz keyiflendikçe gülüp,
hüzünlendikçe aÄŸlıyorsa…
dünyanın en güzel yeri O`nun yaşadığı yer, en güzel kokusu
bedenindeki ter, en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse…
hayat O`nunla güzel ve onsuz müptezelse… elmalar pembe, kiremitler pembe, gökyüzü, yeryüzü,
O`nun yüzü pembeyse, kışlar ilkbaharsa, yazlar ilkbahar, güzler ilkbahar…
her ÅŸiirde anlatılan O`ysa… her filmin kahramanı O…
her roman O`ndan söz ediyor, her çiçek O`nu açıyorsa…
bir anlık ayrılık, bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez


