Küçük şirin bir cuma akşamının peşindeyim,
Yıllar önce gördüğüm bir rüyanın izindeyim.
Hayatın ruhuna sinen saman tadından bıkkın,
Az düşünce, bol kahkaha dolu, bir gecenin izindeyim.
İçimde Tarif Edemediğim bir Hüzün Var..
SöyLediği Her KeLime, Yüreğime batırıLmış bir Hançer Gibi.. ÖyLesine Acıtıyor Ki Canımı, DefaLarca Yara Almış En Kuytu Yerinde Hissediyorum bu Acıyı Yüreğimin..
ÖyLe büyük bir Sancı ki bu; KeLimeLer Yetersiz KaLıyor bazen AnLatmaya. SatırLarım Umudunu Yitirmiş, SessizLiğe bürünmüş Feryadını GözLeriyLe AnLatan bir Çocuk Oluyor bazen.
yazının devamı »
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediği üç şey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
yağmura teslim zamanlar…
geçmiş puslu bir vadi yitip giderken seslerimiz esaretlerde…
biraz ürkek, biraz şaşkın…
ama hep acemiydik hayat karşısında…
İnsanın içine işleyen bir ayaza ev sahipliği yapan kış sabahında, seni düşündüğümde içime yayılan sıcaklığın, dışarıdaki iki metre karı bile eritebileceğini düşünüyorsam…
Uykudan yüzümde mutlu bir gülümseme ile kalkıp benimle birlikte uyanan güne senin adını veriyorsam…
Evimin bütün duvarlarında senin yüzünü görüp, bana baktığını hissediyorsam…
Ve bu beni her gün hep aynı şekilde heyecanlandırıyorsa…
İçtiğim çayın şekeri, sigaramın dumanı, kahvaltımın her lokması sen oluyorsan..
Eylül Güneşi
Canımı dökerken yürek yapraklarım
Sakın bırakma gözlerimi efkara
Ömre bedel hasretine vur beni
Ölümü sun ellerinle
Gül bahçesi özlemlerin içinde
Nağmerdim kaçarsam.
Elimi tut Eylül güneşi
Sensizlik düşürme içime
Sevginden mahrum
Her nefes ölümdür bana…
Gel desen renklerime
Can-ı gönülden
Bir kez daha…






