çok az kişinin bildiği;
iki önemli zaman dilimi var hayatımda
biri eylül biri temmuz
temmuzda bildiğim, eylülde sevdiğim için olsa gerek
bu şarkıda benim güzel sevdiğime
çok umut dolu sözcükleri var
SENİ ÇOK SEVİYORUM
çok az kişinin bildiği;
iki önemli zaman dilimi var hayatımda
biri eylül biri temmuz
temmuzda bildiğim, eylülde sevdiğim için olsa gerek
bu şarkıda benim güzel sevdiğime
çok umut dolu sözcükleri var
SENİ ÇOK SEVİYORUM
Her gece gibi bu gece de seni düşüneceÄŸim…
Birazdan öfke dolacak gözlerime
Bir sigara yakıp boğarcasına yüreğimi
Yıldızlara asacağım gözlerimi.
Bir şarkı dolanacak dilime,
Uzak diyarlardaki sevgiliyi anlatan.
Hani! !
“-şimdi uzaklardasın, gönül hicranla dolu� diye başlayan.
Ta içimde hissedeceğim, ellerimdeki yokluğunu.
Ve doya doya içime çekemediğim kokunu.
Bir öfkenin girdabına kapılacak gözlerim.
Tutup yıldızları tek tek söndüreceğim.
Sensiz ömrümün takviminden,
Bir kandili daha üffff-leyeceğim.
yazının devamı
Biliyorum kapıdasın, uzun yoldan geldin;
biraz yorgun, biraz aç,
kapıyı çalmak üzeresin.
En son geçen yüzyıl, bir Eylül sabahı görmüştüm seni; çok özlemişim, nerelerdeydin?
Sen gitmeden önce de azdı kazancımız ama daha mutluydu yuvamız. Sayısallaşmamıştı henüz sevdamız, umutlarımız.
Doğum – dersane - ölüm diye üçe bölünmemişti hayatımız.
Daha basitti sözlerimiz, küçüktü hesaplarımız;
kurşun kalemle çizgili sayfalara yazılırdı borçlarımız.
Ayrılık ve bitişler. Hangisi daha az acı verir acaba? Bana ayrılıklar daha acı veriyor. Çünkü benim dışımda gelişen bir olay gibi geliyor bana. Yani verilmiş bir kararı yaşıyormuşum gibi. Ayrılık benim duygularıma cevap vermiyor. Tek verdiği şey, sadece acı. Ayrılıklarda bir tercih yapmak zorunda kalıyor insan. Ben tercihleri sevmiyorum.
Bekledim… gidip gelip baktım o telefonun anlamsız ekranına… Bekledim aramanı her dakika belkiler geçti aklımdan, her saniye keşke dedim kimse duymadan…korktum anlatmaya, hala seni sevdiğimi, hala sana deliler gibi aşık olduğumu anlamalarından korktum… insanların o lanet olasıca yüzlerinden sakladım gözlerimi…
Evet artık korkarak seviyorum seni ve bekliyorum… beklediğim günleri biriktiriyorum… her sabah uyandığım yeni güne senin adını veriyorum… gidişine yüklüyorum bütün mutsuzluklarımı… her gün karşılaşıyorum pişmanlığımla… Allah kahretsin neyi sevdim ben sende diyorum. her seferinde bir cevap bulmaktan nefret ediyorum…
Sana bakarken gözlerinde kendimi bulmayı sevdim…
Sana sarılmayı,teninin sıcaklığını dudaklarımda hissetmeyi sevdim.
Sana sarılıp uyumayı,başımı göğsüne yaslamayı sevdim…
Seni sevdiğimi defalarca haykırabilmeyi sevdim yüzüne…
Yokluğundan sonra fark ettim bağıra çağıra kavga etmeyi sevdim ben aslında…
Boş ver…
 Üzerine daha bir tek kelime yazmadan birazdan buruşturup atacağını bildiğin beyaz bir kağıt duruyordur önünde. Elinde ise çocukluktan kalma bir alışkanlıkla arkasını kemirdiğin kara bir kalem. Kara, kapkara, tıpkı içinde bulunduğun oda gibi. . .
 Bıçak gibi bir gidişti
Arkanı döndüğünde
Sallanmadı sardunyalarımın yaprakları
Kesin ve net
Sadece bitti…
 Bir ağırlık çöker üzerine, bulunduğun yere sığamazsın. Görünürde hiçbir neden yoktur ortada. Boğazına sarılanın kim, içini daraltanın ne olduğunu bilemezsin. Ama bildiklerin de vardır elbette; yalnızsındır, için daralıyordur, yüreğin burkuluyor ve savunmasızsındır. . .
 Bekledim
Bekleyişler içinde
KayboluÅŸumu seyrettim
Seni sevmek
Yeniden var olmaktı
Ben sensizlikte zamana yenildim…