Bu gece aşkın sırrına kalem basıyorum. Kapatıp gözlerimin parantezini, dikkat tabelası asıyorum sözlerimin ünlemine. Ustabaşı hüznüme, üstü başı yırtık çırak oldu ellerim… Ellerime dokundu yüreğimdeki kederim… Cümlelerim teker teker nedamet oldu sensiz güncelerimde… Hiç ihanet etmedim yalnızlığıma, hiç vefasızlık etmedi yalnızlığım bana… Gururumun ölüm döşeğini sererken ayaklarına, suni teneffüsler yapardım umuduma… Yine kaybeden olurdum, yine kaybolan intihar boşluklarında…
Boşver…
Üzerine daha bir tek kelime yazmadan birazdan buruşturup atacağını bildiğin beyaz bir kağıt duruyordur önünde. Elinde ise çocukluktan kalma bir alışkanlıkla arkasını kemirdiğin kara bir kalem. Kara, kapkara, tıpkı içinde bulunduğun oda gibi. . .
Bıçak gibi bir gidişti
Arkanı döndüğünde
Sallanmadı sardunyalarımın yaprakları
Kesin ve net
Sadece bitti…
Bir ağırlık çöker üzerine, bulunduğun yere sığamazsın. Görünürde hiçbir neden yoktur ortada. Boğazına sarılanın kim, içini daraltanın ne olduğunu bilemezsin. Ama bildiklerin de vardır elbette; yalnızsındır, için daralıyordur, yüreğin burkuluyor ve savunmasızsındır. . .
Bekledim
Bekleyişler içinde
Kayboluşumu seyrettim
yazının devamı »


