yağmura teslim zamanlar…
geçmiş puslu bir vadi yitip giderken seslerimiz esaretlerde…
biraz ürkek, biraz şaşkın…
ama hep acemiydik hayat karşısında…
Sen, belki de bu mektubu aslinda sana yazdigimi hic bilmeden okuyacaksin.
Ben, senin bunu okurken parmaginla yanagina dokundugunu, gözlerini hafifce kistigi, saclarini kulaginin ardina attigini görmeyecegim.
Elimin uzanamadigi yerlere kelimelerimle sokulmaya calismamin, kirilgan harflerden kurulmus görünmez bir köprüden sana dogru yürürken düsmekten böylesine korkmamin, sana tek bir bakisla anlatabilecegime inandigim ve bir cogunun belki bir ismi bile olmayan bircok duygunun her birine isimler bulmaya ugraşmamin beni nasil yaralayip yordugunu bilmeyeceksin.
İlerde bir gün bana cok karmasik ve anlasilmaz gözükecek olsalar da su anda bana , kendime saplamak icin elimde tuttugum celik bir bicak gibi sade ve icmeye hazirlandigim zehirli bir su gibi berrak gözüken duygularimin, keskin ve yakici tadini onlarin üstünü örten sözcüklerin altindan cikarip cikarmamakta duydugum kararsızligi da herhalde sana hic anlatamayacagim.
Halbuki bütün korkunclugu sadeliginde gizli olan duygularim o kadar acik ki.
Yalnizim. yazının devamı




