Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. �Bitmeli� dedi içinden, �Her gün bu tatsız uyanış bitmeli� Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi.
İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; �Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor, onlar bile ağlıyor halimize.�
Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını…
Sen gittin içimde sende kalan kırıntılar, bir sabah namazı eşliğinde içimde hiç büyümemiş bir çocuk yanlızlığı, gözlerim suskun, yüreğimde ayazlar, martılar firarda, bu bir veda. Sen gittin karanlığa gömüldüm, yalnızlığa sürüldüm, yüreğimde çatlaklar, yüzümde cam kırıklıkları.. Zamansız uyandım senli düşlerden, rüyalarım karmakarışık.
..bir şiirin içine sığındım, ayrılıklar dinince haber verin..
Sarı sayfalarda adresi yok hüznümün çobanların kavalından süzüldüm ve geçtim tenime değmeden; utandı yanık ezgiler ah dilim! Ben sana “seviyorum� deme demiştim..
yazının devamı
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir baÅŸka ülkeye, daÄŸlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuÅŸsam aynı ÅŸey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediÄŸi üç ÅŸey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.











