Sen bir tepeden masal gibi geldiÄŸinde gözlerime, ben kendi masalımı terk edip, gözlerine benzeyen bir deniz seçmiÅŸtim kendime. Bana aÅŸkı öğretmiÅŸsen yorgun, terli bir tepede; bırak isyanım tam olsun yüreÄŸimin sessizliÄŸindeki kıyamete… Bilirim sen kendince bir hayatı onarmaya düşkünsün. Onarmak içinse gidiÅŸin; sen önce seni affet. Adına mavi dediÄŸin çoÄŸul eksikliÄŸinde…
Sabah uyandığında midesinde bir yanma hissetti. Yanmanın nedeni akşam yedikleri değil, uyanır uyanmaz bugün yapacaklarının aklına gelmesiydi.
Bugün 2 yıldır götürmeye çalıştığı bir birlikteliği bitirecekti. Aslında bunu yapmakta geç bile kalmıştı. �Bitmeli� dedi içinden, �Her gün bu tatsız uyanış bitmeli� Genç adam bunları düşünürken suratı şekilden şekle giriyordu. Süratle giyinerek dışarı çıktı. Bugüne kadar hiç bekletmemişti onu, şimdi de bekletmemeliydi.
İstanbul, soğuk ve yağmurlu bir Nisan ayı yaşıyordu. Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi; �Bulutlar bizim yaşayacaklarımızı biliyor, onlar bile ağlıyor halimize.�
Artık Kadıköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalık beklemeden sonra karşıdan kız arkadaşının geldiğini gördü. Şimdi midesindeki ağrı daha da artmıştı. Beşiktaş’a geçtiler. Yolculuk sırasında hiç konuşmadılar. Genç kız, sevgilisinin bu durgunluğuna anlam verememişti. Nereden bilecekti bugün ayrılık çanlarının çalacağını…
Bir otobüs durağında karşılaÅŸmışlardı ilk kez….
Biri tıpta okuyordu,öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaÅŸmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaÅŸabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirileriyle konuÅŸacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda baÅŸardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmiÅŸti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, ÅŸehrin öbür ucundaki o duraÄŸa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…
Bırak ! Dokunma Yürek YaraLarıma. SancıLar İçinde Kıvransamda YakLaÅŸma Bana! Bir Hiç UÄŸruna Darma Dağın EttiÄŸi(m) KaLbimin Merhemide Yine Ben OLurum .. Hadi AÄŸLa, Yan YanabiLdiÄŸin Kadar. Sana İhtiyacım Yok. “İyi YürekLim” ÖLümüne Sevmesini BiLdiÄŸim Gibi Arkama BiLe ßakmadan Gitmeyide İyi ßiLirim.. HoşçakaL BiLe Diyemiyorum Sana.. Çünkü HoÅŸ KaLacak Tek Bir Anımız BiLe Yok !..
Sen gittin içimde sende kalan kırıntılar, bir sabah namazı eşliğinde içimde hiç büyümemiş bir çocuk yanlızlığı, gözlerim suskun, yüreğimde ayazlar, martılar firarda, bu bir veda. Sen gittin karanlığa gömüldüm, yalnızlığa sürüldüm, yüreğimde çatlaklar, yüzümde cam kırıklıkları.. Zamansız uyandım senli düşlerden, rüyalarım karmakarışık.
İçimde Tarif Edemediğim bir Hüzün Var..
SöyLediği Her KeLime, Yüreğime batırıLmış bir Hançer Gibi.. ÖyLesine Acıtıyor Ki Canımı, DefaLarca Yara Almış En Kuytu Yerinde Hissediyorum bu Acıyı Yüreğimin..
ÖyLe büyük bir Sancı ki bu; KeLimeLer Yetersiz KaLıyor bazen AnLatmaya. SatırLarım Umudunu Yitirmiş, SessizLiğe bürünmüş Feryadını GözLeriyLe AnLatan bir Çocuk Oluyor bazen.
Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir baÅŸka ülkeye, daÄŸlara, uzaklara…
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuÅŸsam aynı ÅŸey…
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle “yanına almak istediÄŸi üç ÅŸey” falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.





